fbpx
Öngösterim Görseli

Yurtdışında İngilizce Konuşmak

Yurtdışında İngilizce Konuşmak

Yurtdışında İngilizce Konuşmak

Öyle her ülkeyi Türkiye zannetmeyin. Yurt dışı deneyimi için , günlük hayatta o ülkenin anadilini  ya da mutlaka en azından yurtdışında ingilizce konuşmak gerekir. Halbuki bizde durum öyle değil. Yurdum insanı alır turisti karşısına, tutturur eline çayı, başlar sohbete güzelim Türkçesiyle. Tabii ne turist bir kelime Türkçe bilir, ne de bizim vatandaş bir kelime İngilizce. Olsun, fark etmez. Sohbet, sıcaklık, arkadaşlık, hepsi kurulur bir sıcak çay bardağı sayesinde. Ama yurt dışında işler böyle yürümüyor. Lisan bilmediğinde turist de olsan, o ülkede yaşayan da olsan, hayat çok zorlaşıyor. Sanki yazılı olmayan bir kural çıkıyor karşına. Mutlaka konuşacaksın onların lisanını. Yoksa, hayat sana zor. Mükemmel, eksiksiz, dosdoğru demiyorum, yanlış anlamayın. Ama mutlaka günlük hayatta derdini anlatacak kadar konuşabiliyor olmalısın. Hiç konuşamıyor musun? İşte o zaman komik anılar biriktiriyorsun, benim biriktirdiğim gibi….

Viyana’da yaşadım dört sene. Dedim ki, İngilizce biliyorum nasılsa. Sorunum olmaz. Ama, işte öyle olmuyor. Tamam, turist bölgesindeysen eğer, İngilizce menüden yemek ısmarlayıp karnını doyuruyorsun, ama orada bir yaşam kurmak farklı bir deneyim. Bir banka hesabı açtırabilmek için verdiğim çaba görülmeye değerdi. O zamanlar tek bildiğim Almanca cümleydi “ben Almanca konuşamıyorum”. Banka görevlisine bunu söyledikten sonra İngilizce bir hesap açmak istediğimi söyledim. Bankada etrafımdaki herkes gülümsüyor, başını sallıyor, ve Almanca “evet” diyerek içimi rahatlatıyordu. Ancak ben ne dersem diyeyim, cevap olarak bana uzun uzun herşeyi Almanca anlatıyorlardı. Defalarca aynı cümleyi tekrarladım.
“ Ben Almanca bilmiyorum.”  Ama nafile. Kendi lisanlarında konuşmaktan hiç vazgeçmediler. Hesap mesap açamadan, döndüm eve. O zaman öyle cep telefonu, google falan elimizin altında değil tabii. Ertesi gün, tekrar gidersin bankaya. Bu sefer elimde küçük bir “turistler için günlük Almanca” cep kitabı. Geçersin bir gün önce benimle bir kelime bile İngilizce konuşmayan kadının karşısına. E bir günde ben de Almanca öğrenmediğime göre, açarsın “bankada” bölümünü kitaptan, kelime kelime Almanca ne yazıyorsa okursun kadına. Ve ancak o zaman, kadıncağız da gülümseyerek açar sana istediğin hesabı. O gün anladım Viyana’da Almanca bilmeden bir hayat kuramayacağımı.

Hayat beni sonraki durağında Amerika ile buluşturdu. Dört sene Almanca konuşamamanın dertlerini, zorluklarını, günlük savaşlarda yenilgileri yaşadıktan sonra, İngilizce bilmenin rahatlığını, kolaylığını, keyfini yasadım Amerika’da. İsmimi hep yanlış söyleseler de, bir anda kurulan arkadaşlıkların sıcaklığını yaşadım. Sadece ve sadece onların lisanını konuşabildiğim için kurulan bağların değerini fark ettim. Almanca bilmediğim için dört sene yalnız kalmıştım. Amerika’da ise daha ilk günden John, Jane, Susan…hepsi sanki kırk yıllık dostlar gibi bir anda girmişlerdi hayatıma.

Türkiye dışına ister bir günlüğüne, ister bir hayat kurmak için çıkın dil bilmek şart… Bugünkü dünyada, İngilizce bildin mi, neredeyse bütün ülkelere vizesiz giriş hakkı alırcasına özgür hissediyorsun kendini. İngilizce dünyanın  bütün kapılarını açıp, seni bir anda dünya vatandaşı yapıyor. Herkese tavsiyem, yaşınız kaç olursa olsun, ister mecburiyet için, ister hobi niyetine , lisan öğrenin, kendinizi zorlayın. Bir lisan daha bilmenin keyfini yaşayın. Kendinize bu iyiliği yapın.

Seviyem ileri düzeyde olmasa da İngilizceyle verilen konferanslar verdim. Kimse senin yaptığın gramer hatana, ya da aksanına bakmıyor burada. Eğer onların dilinde iletişim kurabiliyorsan, derdini anlatıyorsan, herkes senin söylediklerinle veriyor sana değeri, cümlelerinde yaptığın hatalarınla yargılamadan. Seni kalkıp ayakta alkışlıyorlar bir konferans sonrasında, hem de biliyor musunuz, büyük bir gururla alkışlıyorlar. Yeter ki birikimlerini, bilgini onların anlayacağı kadar onlara iletebilsin. Öyle sıradan bir alkış da değil. Bilgine saygıyla, kişiliğine verilen değerle çarpıyor alkış sesleri kulaklarda.

O yüzden, sakın ilk adımınız “ ya hata yaparsam “ diye korkuyla atmayın. Lisan eğitiminize, ben dünya vatandaşı olmaya geldim diyerek başlayın. Ben, benden ikinci bir kişi yaratmaya geldim diye atın ilk adımınızı .

Göreceksiniz ki, o yarattığınız yeni kişi size,  dünyaya bambaşka bir gözle bakmanızı sağlayacak.

 

 

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilgi Talebi